Site rengi

Tasarım

ALTIN 976,05
DOLAR 16,7832
EURO 17,4971
BIST 2.443,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 28 °C
Açık

Nazım Hikmet ve şiir olmuş aşkları

29.04.2021
192
A+
A-

“Çok şükür aşığım.

Bana öyle geliyor ki bir tek insana, surat milyonlarca insana,

Bir tek ağaca, tam ormana,

Tek bir düşünceye, bir hayli düşünceye

Ve fikre âşık olmadan yaşamak,

Yaşamak değildir.

…”

Bu laflar 114 sene evvel bugün doğan ve belki de doğduğu anda dahi gözlerinden safi tümceler fışkıran adama ait; Nazım Hikmet’e.

Hep yaşam öyküler yazdım; ama bugün onun aşklarını yazmak istiyorum. Zira Nazım, aşklarından doğan kelimelerle “Nazım Hikmet” oldu. Ya da en azından bu benim görüşüm ve nedense bu görüşte yalnız olmadığımı düşünüyorum…

Nazım Hikmet ve aşkları

İlk aşkı Nüzhet

“O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir bayan hoşlandı.

Bayanın hayali minnacık bir konuttu,

Bahçesinde ebruli hanımeli açan bir konut.

…”

Bu şiir, Nazım’ın ilk aşkını anlatıyordu. Bahçesinde ebruli hanımeli açan o minnacık konutta Nazım ile yaşamak isteyen minnacık kadının ismi Nüzhet’ti; henüz 15 yaşındaydı. Nüzhet ve Nazım, gazeteci Muhittin Birgen sayesinde tanıştı.

Nüzhet, Tiflis’e gitti. Nazım da hemen ardından yetişti. Moskova Üniversitesi’nde okuyan genç bir delikanlıydı Nazım ve tam hoş kızların gözü üzerindeydi. Ama vicdanı yanmıştı bir kere, kor kor öbeklenmiş, preslere sıkıştırılmıştı işte. Böyle bir hissi, ilk defa, Nüzhet’e karşı dinliyordu. Kaçınılmaz son asıllaştı; Nazım ve Nüzhet, 1921’de evlendi.

Ancak kaçınılmaz başka sonlar da vardı; ayrılık gibi. Nüzhet’in İttihatçı yakın bir akrabası Nazım’a dinlediği hiddet ve nefrete mani olamıyor, genç kıza devamlı evine dönmesini söyleyen mektuplar yazıyordu. Çok gençti ve bu kadar baskıyı kaldıramadı Nüzhet. Nazım’ı terk ederek evine döndü…

Nazım Hikmet ve aşkları

Ülkeler ayrılığı, Lena

Nazım da Nüzhet’in ardından Türkiye’ye dönmüştü. Ancak vicdanı ne bu ayrılığı ne de Nüzhet’in bir profesörle evlendiğini görmeyi kaldırabildi. Moskova’ya geri döndü.

Burada METLA Tiyatrosu’nda Ludmilla Yurçenko ile tanıştı. Onun için ismi Lena’ydı. Bir vakit sonra evlendiler. Gerçeğinde her şey iyi gidiyordu.

Elbet yeniden ayrılık müddeti gelip çatacaktı. 1928’de Nazım’ın Türkiye’ye dönmesi gerekiyordu. Ancak Lena için vize vermediler. Böylece ülkeler arasında suskun sedasız, şiirlerde çağlayacak bir ayrılık yaşandı.

Nazım Hikmet ve aşkları

Ve büyük aşkı Piraye

Piraye, 16 yaşındaydı Sedat Örfi ile evlendiğinde ve şimdi de boşanmıştı işte. 2 çocuklu yalnız bir bayandı. İşte bu yarıyılda tanıştı Piraye ve Nazım; 1930’da.

Çılgınca bir sevdaydı aralarındaki; tarifsiz bir istek. Kalbinin kızıl saçlı bacısı olarak tarif ediyordu onu. Ancak konutlulukları sürecinde 13 sene süresince Nazım mapustaydı. Kim öğrenir, belki de onca şiiri yazdıran da işte bu aşkın uzak yaşanışıydı.

Ona mektuplar yazdı; sandıklar, paketler tablolar yaptı Nazım. 24 yaşındaki hoşlar güzeli Piraye de Nazım’ı için kitap, pak çamaşır taşıyordu. Piraye, Nazım’ın tek moral kaynağıydı.

Sonra bir gün, öylesine sıradan bir gün, dayısının kızı Münevver, Nazım’ı ziyarete geldi. İkisi de konutluydu. Ancak yeniden de aralarında bir kıvılcım oluşmasına mani olmamıştı. Ötesi yok, Nazım sırılsıklam âşıktı işte.

1948’de bir bağışlama bekleniyordu. Nazım, Münevver’e kocasından boşanmasını söyledi. Beraber yeni bir yaşama başlamayı öneri etti. Piraye’ye de bir mektup yazıp her şeyi olduğu gibi anlattı.

Piraye, her zamanki gibi kocasından gelen aşk mektubunu açtı; ancak okudukları karşısında devrilmişti. Yeniden de hiç ses etmedi ve boşanma isteğini kabul etti.

Ancak işler Nazım’ın tasarladığı gibi gitmedi. Beklenen bağışlama gerçekleşmemişti. Münevver de böyle bir tehlikeye girmek istemedi ve kocasına döndü. Nazım da Piraye’yi kaybettiğiyle kaldı.

Ona bağışlama dilemek için bir mektup yazdı. Anca Piraye, can verse de aşkından, bir daha Nazım’a hiç dönmedi…

Nazım Hikmet ve aşkları

Bağışlamanın ardından Münevver ile Nazım

Piraye ile yaşadığı bu gidişattan sonra, nihayet bağışlama çıkmıştı. Nazım ile Münevver, evlendi. Nazım’ın ömrü süresince sahip olacağı tek çocukları bu konutluluktan doğdu; Mehmet Nazım.

Nazım, daha Mehmet 3 aylıkken Rusya’ya kaçtı. 1951’den sonra da çıkan kararla Türkiye’ye dönmek hayal olmuştu. Münevver, ancak 1961’de İtalyan yazar Joyce Lussu’nun takviyesiyle Nazım’ın yanına Varşova’ya gitti. Ancak Nazım, aşktan beslenmeye devam etmiş, burada kendine yeni bir yaşam kurmuş, Vera ile evlenmişti…

Nazım Hikmet ve aşkları

Hekimi Galina

Nazım, Türkiye’den kaçtığı ilk zamanlarda hekimi Galina Grigoryevna ile evlendi. Nazım’ın yaşamını paylaştığı; ama hiç şiir yazmadığı tek bayandı.

Münevver bu düzeyi kaçırmış, Vera ile karşılaşmıştı.

Nazım Hikmet ve aşkları

Son aşkı Vera

Nazım ve Vera, 1956’da, Vera henüz 24 yaşında iken tanıştılar; 1960’ta evlendiler. Bundan sonra tüm şiirlerini Vera için yazdı Nazım…

Müddetleri az kalmıştı gerçeğinde. Nazım 3 Haziran 1963’te yaşama ve Vera’ya veda etti.

“Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Can Versene dedi bana
Geldim, kaldım, güldüm, can verdim…”

Nazım Hikmet ve aşkları

Aşk ve Nazım Hikmet

Aşk ve vefat arasında yaşadı Nazım. Yaşamında bir hayli bayan oldu; ama biz en çok Piraye ve Vera’yı bildik. Kalbinden geçenleri öğrenmeyi isterdim diye düşündüm hep. Sonra Nazım’ın Piraye’yi vazgeçişini okuduğumda ne çok üzülmüştüm. Zaman geçtikçe de onu kavradığımı fark ettim. Demek yaşam geçiyordu ve aşk denilen şey, böyle bir şeydi. Şiirler yazmanın değerini yaşam bir biçimde ödetiyordu. Yoksa bunca duygu yüklü yazan adam, her seferinde nasıl olur da aşık olduğu bayanı öylece vazgeçip gidebilirdi…

Aşık olmanın değeri… Bunca hoş duyguların karşılığı nasıl oluyor da her insanın yaşamına ödenmesi gereken bir kıymet olarak yerleşiveriyordu. Piraye, Nazım’ın ardından yaşamına kimseyi almadı ve kendi yalnız dünyasında onu hoşlanmaya hep devam etti. Kitaplara mevzu olacak bir aşk yaşamak basit değildi. 1995’te Piraye can verdiğinde, oğlu Memet Fuat, annesinin vefatını “Minik Dev Bayanı Kaybettik” diye duyurdu. Piraye, kalbinde Nazım’ın ebedî aşkı ya da belki hiddetiyle gitti.

Nazım ise, bin bir paradoksla göçüp gitmişti. “Seni kol saatimin kayışına yazdım Piraye” demişti Nazım. Oysa saatinde “Vera” yazıyordu.

Gönlünden neler geçti, nerede bıraktı, nerede pişman oldu acaba Nazım. Bunu öğrenmek olanaksız elbet. Ama yeniden de herkesin kalbine düşen bir his var neticede.

Ve ne olursa olsun, kalbine geçiremediği laflarla, Piraye’siyle, Vera’sıyla, aşkla beden bulan bir Nazım Hikmet geçti bu dünyadan…

İyi ki…

Doğum günün mübarek olsun Nazım Hikmet…

özel içeriğidir.

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.