Site rengi

Tasarım

ALTIN 494,52
DOLAR 8,8648
EURO 10,3792
BIST 1.384
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22 °C
Çok Bulutlu

Bir tutam yaşam: Mektup

29.04.2021
67
A+
A-

13.05.14

İsme kendini suskunluğa fazla kaptırmıştı. Kapana kısıldığını sezdiği duygulardan kaçmanın yolunu bulmuştu işte; meraktan can verse dahi Ali’ye bir şey sormamaya karar verdi. Oysa dili iki kelam etmek için yanıp kavruluyordu.

Neden sonra kendi iç dünyasıyla yaptığı sohbet Ali’nin sesini yükseltmesiyle son buldu. İsme, sanki uykudan uyanmış gibiydi. Ali belki de kaçıncı kere “Bir şey demeyecek misin?” diye soruyordu.

Ne diyebilirim ki Ali

İsme bir müddet daha ifadesiz bir biçimde Ali’nin suratına öylece baktı. “Ne diyebilirim ki Ali?” dedi sonunda. Bu reelinde bir ünlem değil hakikat bir sualdi. “Ne diyebilirim ki? Ben daha senin ne iş yaptığını dahi öğrenmiyorum” dedi; sabredememişti işte. Dilinin ağzının içinde rahatça dönüşünü, bir derin soluk alışını yarı gülüşle hissetti.

Ali de bir an şaşırmıştı. Bu mevzudan İsme’ya hiç bahsetmediğini daha yeni fark ediyordu. Gerçekten bu kadar mı başını döndürmüştü her şey.

“Bağışlama edersin İsme. Haklısın sana bir şey anlatmadım. Ama öyle kaptırmışım ki kendimi, seninle tanışır tanışmaz gitmek zorunda olmak kısmına fazla odaklanmışım” Azıcık suskun durdu. isme de bir şey demeyince devam etti, “Ben fotoğraf yapıyorum. Binalar için tasarımlar yaparım. Yaz süresince de Bodrum’da yeni açılacak bir cafenin duvarlarını renklendireceğim. Evvelden yapılmış bir uyuşma olduğu için de gitmem gerekiyor. Senin gibi duygularını döken fotoğraflar değil belki benimkiler, ama iş işte”

Tıpkı Frida gibi

İsme, Ali’nin fotoğraf yaptığını bildiğinde suratı aydınlandı. Demek ellerini bu surattan öbür insanlardan içten bulmuştu. Fırça yakalıyordu o eller ve boyanın soğukluğunda ısınıyordu. Bu surattan İsme, Ali’ye aşık olmuştu. Tıpkı Frida’nın Diego’ya oluşu gibi. Kimin kimden daha iyi olduğunun bir ehemmiyeti yoktu. Ehemmiyetli olan turuncunun sıcaklığı, mavinin derinliği ve de kırmızının isteğiydi…

Ali reelinde bir ömür bekleyeceği o adamdı…

Dedi ve gitti

“Geç oldu, ben artık gitsem iyi olacak. Nereye gitmen gerekiyorsa git; nerede olman gerekiyorsa orada ol. Yaşam mukadderatında varsa sana her şeyi geri veriyor zati. Güzelce kal Ali” dedi ve gitti İsme.

Ali bu sefer onunla gitmekte ısrar etmemişti, edememişti. Arttan kaybolana kadar baktı ve o da evine gitti. Ali’nin kalbinden geçenler usuna erişene kadar kâinattaki her boşlukta geziyordu. Ali’nin kalbi, burada kalacaktı.

Yolculuk günü sabahı

Ali aynı haftanın Pazar gününde gitmek için hazırdı. İsme evindeydi bu Pazar. Şövalesinin başındaydı, renklerle oynuyordu. Ne yapması gerektiğini öğrenmiyordu. Ali’yi birkaç gündür görmemiş, ama her an düşünmüştü. Şimdi renkleri de birbirine karışıyordu işte, kalbi gibi.

Dalmış gitmişti ki, kapı çaldı. İsme çekilmiş vücudu ile kapıya doğru ilerledi. Kapıya erişmesi o kadar uzun sürmüştü ki, sanki konutu 2 oda bir salon değil de şatoydu. Kapıyı açtığında coşkusunu saklamak için çok gayret sarf etti. Zira günlerdir arasın, gelsin istediği Ali, karşısında duruyordu.

“Akşama gidiyorum İsme, seni görmeye geldim. İçeri girebilir miyim?”

İsme suskunca yürüdü odasına gitti. Tıpkı ilk kere bu konuta geldiğindeki gibi. İkisinin belleğine de o anlar yerleşmişti çoktan. Bir müddet suskunca o anı tekerrür yaşadılar. Sonra birbirlerine bakıp tebessümdüler…

Yaşam senin ellerinde hoş İsme

İkisi de suskun bir uyuşma yapmış gibiydi. Son günlerini değerlendirmeliydiler. Zira bir insan sakat olacağını öğrense, son gün uyuyup kalıp sakat olacağı anı beklemezdi. Koşardı, daha çok koşardı. İsme buna eş bir düşünceyi daha evvel bir yerlerde dinlemişti.

Koştular onlar da. Ellerinde fırçalar, paletler, tuvalin üzerinde yollar süresince koştular. Günün fotoğrafını yaptılar, boyalar bir ötekisiyle buluştu. Gün, akşama kavuştu…

Mektup

Ali, artık yola çıkmak için gitmeliydi. Sanırım bir veda konuşması yapmaları gerekiyordu, ama İsme böyle şeyler de pek iyi değildi. Olur da kazançsa diye gitmeden, evvelden bir mektup yazmıştı Ali’ye, onu verdi yalnızca.

Kapıda sarıldılar ve Ali gitti. Havalimanına gidiyordu. Mektubu yolda okumaya başladı:

“Merhaba Ali,

Tanışalı şunun şurasında birkaç gün olduğunun farkındayım. Ama olur ya, insanlar sanki çok uzun zamandır tanıştıklarını sezer. İşte öyle bir şey şu an sana karşı sezdiğim.

Bana “Gitme!” desen diyorsun. Diyemem ki, buna hakkım yok. Zira bu senin gidip yaşaman, görmen gereken bir şey. O surattan gitmeli ve yapmalısın. Geri döndüğünde şayet benzerse her şey bakarız bir takatine.

Biliyorum ki, insanları acıları bu kadar yakınlaştırıyor. Sen o gece benim kanayan tüm yaralarımı sardın sanki. Ve yeniden biliyorum ki, ben de senin kanayan bir hayli yerine dokundum.

Ayrılıklar nedir çok iyi öğrenirim; bu surattandır fiziksel anlamda hiç tepki gösteremeyişim, “bir damla güzelce kal” dan yoksun vazgeçişim seni.

Oralarda kendine iyi bak ve söylediğin o aşk reelse gittiğin duygularla geri dön. Belki ben de bu sefer kaçmamak için daha çok neden bulurum.

Güzelce kal…

İsme”

Art yarın

Damla Karakuş

Bir tutam yaşam: Benden kaçma İsme – On birinci kısım için tıklayınız

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.