Site rengi

Tasarım

ALTIN 487,77
DOLAR 8,5953
EURO 10,1376
BIST 1.419
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26 °C
Az Bulutlu

Aşkın bilimsel halleri

29.04.2021
49
A+
A-

Beden Aşk İksiri Salgılıyor

Aşkla alakalı suratlarca sual var ve asırlardır insanoğlu bu suallerin cevaplarını arıyor. Pek çoğu henüz kesin olarak cevaplanmasa da, aşkın kimyası bilim dünyasının da araştırma mevzusu. Acıbadem Fulya Sağlık Kurumu Psikiyatri Uzmanı Dr. Aylin Aksoy Çoban aşkın bilimsel hallerini ele aldı.

Aşkla alakalı ilk çağlardan bu yana uzayıp giden ve cevapları henüz bütün olarak meçhul suratlarca sual var. Bilim dünyasının da alaka alanına giren ve üzerine pek çok araştırma yapılan aşk mevzusunda, bilimsel neticeler elde edildi.

Aşkın kimyası hakkında bilgiler veren Dr. Aylin Aksoy Çoban, aşk mevzusunda yapılan araştırmalardan yola çıkarak şunları söylüyor:

Değişik Hormonlar Aynı Anda Değişik Etkiliyor

Aşık olan şahıslar; kalbin daha süratli çarpması, suratın kızarması ve ellerin terlemesi gibi tepkiler verir. Bu vaziyetten, bedende salgılanan dopamin, noradrenalin ve feniletilamin mesuldür. Yoğun mutluluk, yoksunluk ve bağımlılıkta ehemmiyetli rol oynayan dopamin aynı zamanda madde ve bazı ilaç bağımlılıklarında da tesirli bir hormondur. Noradrenalin adrenaline eş. Sanki ayakları yerden keser ve kalp çarpıntısına neden olup coşku yaratır. Aynı zamanda dikkat, kısa süreli hafıza, hiperaktivite, uykusuzluk ve amaca müteveccih tavırdan mesuldür. Yüksek dopamin seviyeleri noradrenalin ile ilişkilidir.

Dopamin ve Noradrenalin Karışımından Aşk İksiri

Aşk üzerine araştırmalar yapan Rutgers Üniversitesi Antropoloji Uzmanı Helen Fisher, bu iki hormonun beraber salgılanmasının neşe, yoğun enerji, uykusuzluk, yoksunluk, iştah eksilmesi ve çoğalmış dikkate neden olduğunu belirtiyor. Aşık olunduğunda beden bu hormonlardan oluşan “aşk iksirini” salgılamaya başlıyor. Helen Fisher ve takımının reelleştirdiği fonksiyonel beyin görüntüleme çalışmalarında, aşık olunan bireyin resmine bakıldığı anda yapılan çekimlerde, dopamin reseptöründen zengin beyin bölgelerinde kanlanma çoğalışının olduğu tespit etilmiştir.

Aşıkların Beyni Obsesif Kompulsifler Gibi

University College London analistleri tarafından yapılan bir çalışmada, aşık olan insanların beyninde mutluluk hormonu olarak öğrenilen serotoninin eksildiği ortaya çıkmış. Bulunan düşük serotonin hormonu seviyeleri, obsesif kompulsif tekerrür eden saplantılı tavır bozukluk sergileyen hastalarda ortaya konan serotonin noksanlığı ile eşlik gösterdiğinden birey, aşık olduğu insanı usundan çıkaramıyor.

Bağlanmadan Mesul Hormonlar Dahi Var

Oksitosin ve vazopressin hormonları özellikle bağlanma ile ilişkili hormonlardır ve aşktaki bağlanmadan mesuldürler. University of California, San Francisco´da yapılmış bir araştırmaya göre oksitosin hormonu, öbür insanlarla sıhhatli ilişki kurmak ve sürdürebilmek için gerekir. Orgazm sırasında salgılanır ve duygusal bir bağın kurulmasını sağlar. Aynı zamanda doğum sırasında ve emzirme yarıyılında da salgılanır. Doğum eylemindeki kasılmalar oksitosin hormonu olmazsa başlamaz. Öbür bir deyişle bu hormon doğumda bebeği evvel anneden ayıran ancak doğum sonrası tekerrür anneye bağlayan hormondur. Doğumlardan sonra tesadüfülen mümkün bebek reddini ortadan kaldırır. Emzirme sırasında da süt kanallarının daha iyi kasılmasını ve bebeğin daha basit emmesini sağlar.

Vazopressin hormonu erkeklerde sosyal tavırdan özellikle de başka erkeklere gösterilen saldırganlıktan mesuldür ayrıca, uzun süreli ve tek eşli ilişki ile ilişkilidir.

Aşkın Ömrü Üç Sene

Aşkın ömrü üzerine müzakereler uzun zamandır devam ediyor. Ancak öğrenilen asıl şu ki, istekli aşk zaman içinde eksiliyor. Yapılan bilimsel araştırmalarda aşkın ömrünün 2-3 sene olduğu saptanmış. İlişki müddetince aşk için lüzumlu olan dopamin, noradrenalin ve feniletamin gitgide eksiliyor. Aşık olunan bireyin kusurları aniden görülmeye başlıyor. Reelinde aşık olunan insan değişmiyor ancak aşık olan birey anlam çerçevesinde değerlendirmeye başlıyor. Bu vaziyette iki alternatif çıkıyor bireyin karşısına; aşkınız bitiyor ya da sağlam bir ilişki haline dönüşüyor. Şayet ilişki devam ederse endorfinler devreye giriyor ve huzur, güven gibi duygular ilişkiye ilave ediliyor. Seksle birlikte oksitosinin salınması ile doyum ve bağlanma hakikatleşiyor.

Kendimize Benzeyeni Seçiyoruz

Yapılan bilimsel araştırmalara göre reelinde şahıslar eşlerini de kendisine benzeyen şahıslardan seçiyor. İskoçya’da University of St. Andrews’da yapılan bir çalışmanın neticesine göre, eş tercihi ile alakalı yapılan testlerde şahısların, kendilerine gösterilen portre resimlerinden, genellikle kendilerine benzeyenleri seçme meylinde olduğu saptanmış. Görünüşte olduğu gibi şahsiyet tercihinde de fert, kendine geçmişi andırdıran bireyleri seçim ediliyor.

Aşk Niçin Acı Veriyor?

İlişki istendiği gibi gitmediğinde yaşam kabusa dönebiliyor. Pek çok birey yaşamının bir yarıyılında hoşlandığı birey tarafından yalanlanma gidişatıyla karşılaşabiliyor. Özellikle geçmişinde büyük kayıplar yaşamış şahıslar ayrılığa karşı daha duyarlı ve korunmasız olabiliyor. Bu gibi vaziyetlerde genel olarak bireyde; umutsuzluk, hiddet gibi duygular oluşuyor. Yalnızlık fobisi, kötümserlik, yaşamı yaşamaya bedel bulmama, yaşamın anlamsızlığı düşünülüyor. Konuttan dışarı çıkmama, günlük yaşamın topallaması gibi vaziyetlerle karşılaşılabiliyor. Derin bir acı yaşanıyor. Vefat düşünceleri, intihara meyle kadar giden bunalım görülebiliyor.

Aşk Yalnızca Duygu Mu?

Erken yarıyılda aşkın dopaminle ilişkili olduğu düşünüldüğünde, aşkın yalın bir duygudan öte bir şey olduğuanlaşılıyor. Aşk, aşık olunan bireyin peşinden çekilmeye, yalnızca onu düşünmeye ve ona odaklanmaya iten eforlu bir “güdü“. Bugüne kadar aşk ismine yapılmış fotoğraf, tiyatro oyunu, ahlakı yapıtlara bakıldığında aşkın kolay bir duygudan öte tüm hayatı peşinden çeken eforlu bir heves olduğu görülüyor. Evrimsel istikametten düşünüldüğünde ise soy ve hayat kesintisizliğini sağlayan itici bir güç olduğu düşünülüyor. Natürel bu kadar eforlu bir itici gücün karşısında durmak akıntıya tek dalla karşı gelmeye benziyor.

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.