Site rengi

Tasarım

ALTIN 976,05
DOLAR 16,7832
EURO 17,4971
BIST 2.443,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 28 °C
Açık

Acilen harcadığımız iki şey: Sevgi ve Aşk

12.04.2021
139
A+
A-

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ESOGÜ Eğitim Fakültesi Kılavuzluk ve Psikolojik Danışmanlık Ana Bilim Dalı Başkanı ve Aile Terapisti Prof. Dr.Nilüfer Özabacı, tüketim cemiyeti haline gelindiğine dikkati sürükleyerek, “Her şeyi çok acele harcadığımız gibi sevgileri, aşkları da çok acele harcayabiliyoruz” dedi.

Prof. Dr. Özabacı, ‘Sevgililer Günü’ dolayısıyla öne çıkan ‘aşk’ kavramı hakkında Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, aşkın, insanlık tarihi süresince felsefi ve nezaketi bir çok tanımı bulunduğunu belirtti.

Aşkı, bireyin tamamen duygusal bir yoğunlukla partnerine odaklandığı ve benliğini unutup tamamen karşısındakinde kendini bulmaya çalıştığı bir yanılsama hali olarak belirleyen Özabacı, aşk halinin şahısları, duygu ve düşüncelerinin yanı gizeme biyokimyasal olarak etkilediğini dile getirdi.

Mevzubahisi vaziyetteki fertlerin, yoğun mutluluk hali, pozitiflik, karşısındaki eşe müteveccih alaka ve duygu yoğunluğu yaşadığı, negatiflikleri gözardı ettiği ve kendini çok daha iyi sezdiği bir ruh hali içine girdiğine değinen Özabacı, “Aşk yarıyılsal bir şey, belli yarıyıllarda yaşanıyor” diye konuştu.

Özabacı, bu yoğun duygu yoğunluğu halinin aralıksızının çiftler tarafından beklenmemesi gerektiğini aktardı.

Aşkın 6 hali

Aşkın 6 çeşidi olduğunu anlatan Özabacı, her zaman tek bir kavram olarak belirlendiğini ancak şahsa ya da karşılıklı gereksinime göre muhtelif şekillerde yaşanabildiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

“Bunlar, ‘istekli aşk’, ‘dostça aşk’, ‘reyin gibi aşk’, ‘sahiplenici aşk’, ‘anlamlı aşk’, ‘özgeci aşk’. İstekli aşk, fiziksel bir çekimin bulunduğu, bağlantıda sarih, ilişkide güvende olma ve tehlikesiz bağlanmanın mevzubahisi olduğu bir gidişat. Dostça aşk, daha çok paylaşım ve o bireyin yaşamında olmasından dolayı kendini iyi sezme şeklidir. Başka Bir Deyişle dostluğun ön tasarıda olduğu zamanda büyüyen aşk vaziyeti. Reyin gibi aşk, isminden de anlaşıldığı üzere, daha cümbüşlü ve dinamizm içinde olan bir aşk. Bu aşkta, bağlayıcılığı düşük; fakat cümbüşü ön tasarıda. Sahiplenici aşk ise istekli aşk ve reyin gibi aşk cinslerinin toplanmasıyla oluşuyor. Burada kıskançlık, güvensizlik gibi belli negatif gidişatlar da yaşanabiliyor. Bu, bir müddet sonra daha rahatsız edici olabiliyor. Anlamlı aşka baktığımızda ise daha çok dostça aşk ve reyin gibi aşk cinslerinin sentezinden alana geldiğini, eğitim, iş, aile gibi bazı özellikler dikkate alınarak, bireylerin geçimi ve devam edebileceğine müteveccih, gelecek maksadıyla ortaya çıkan bir aşk gidişatını gözlemliyoruz. Özgeci aşk ise dostça aşkla, istekli aşkın toplanmasıyla, şahıs karşısındakinin hatalarını azıcık daha göz arkasını ediyor ve ona bağlanma, destekleme güzergahında bir meyli oluyor.”

Harcayan bir cemiyetiz

Bireylerin, aşkı bulmak özlemiyle, kısa süreli karşılıklı dostluklar yaşadığını söyleyen Özabacı, “Bunlar gerçekten harcayıcı cemiyet olmamızla ilgili. Her şeyi çok acele harcadığımız gibi sevgileri, aşkları da çok acele harcayabiliyoruz. Doya doya yaşayamıyoruz. Bu, bireylerin bakış açısıyla irtibatlı, yaşamı nasıl yaşıyorsak, kıyafetlere, eşyalara nasıl davranıyorsak, etrafımızdaki insanlara da öyle davranma biçimine özümsüyoruz. Böyle olunca karşılıklı ilişkilerde güveni sallayıcı, üzücü neticeler ortaya çıkabiliyor” ifadelerini kullandı.

Konutluluk evveli üç değişik yarıyılın olduğunu andırdıran Özabacı, şöyle devam etti:

“Birincisi, anne çocuk ilişkisi gibi, fertler o karşılıksız sevgiyi, başkalarında bulmaya çalışarak, sevgi, şefkat gereksinimlerinin giderilmesi ismine yaşanan bir yarıyıl. Bu yarıyılda şahıslar reelleri görmeden yaşıyor. İkinci aşama ise ‘ikili bağımlı yarıyıl’, bu düzeyde aşk devam ediyor ancak bireylerin sahiplendiği, istekli bir bağlanma yarıyılı yaşanıyor. ‘Ben’ kavramı kalmıyor. Üçüncü aşama ise ‘bağımlılık yarıyılı’nde insanlar bir müddet sonra kendilerine dönüyorlar. ‘Benim isteklerim neler?’ gibi denetlemelere başlıyorlar ve azıcık daha bağımsız olma lüzumu doğuyor. Fert, reelleri görmeye başlıyor. Çiftler şayet aynı safhayı yaşıyorlarsa, geleceğe müteveccih devam edebiliyorlar. Şayet değişik yarıyıldalarsa daha çok çatışma ve mesele yaşanıyor. Bu çatışma ve meseleler bazen konutluluk içerisinde de yaşam boyu devam edebiliyor.”

Sevgililer Günü

Özabacı, Sevgililer Günü’ne ait şöyle konuştu: “Bu günlerde de tüketim cemiyetinin birer azası olduğumuzu fark ediyoruz. Karşımızdaki bireyin varlığını sanki o günlerde sezip, armağan almak, özellikle bir şey yapmak gerekliliği ortaya çıkıyor. Bunlar ‘moda’ olan tutumlara bağlı olarak ortaya çıkıyor. Oysa bunlara katılmıyorum. İnsanlar tabi ki her gün kutlama yapamazlar, birbirlerine sevgililer günüymüş gibi davranamazlar; ama hoşlanıldığını, hürmet dinlendiğini, önem verildiğini sezdirmesi çok ehemmiyetli. Özel bir şey yapılması için bugünlerin beklenmesi gerekmiyor. Özen ve güven çok ehemmiyetli, çiftler bunları yüksek meblağlarsa, mutlu beraberlikler geçirebilirler fikrindeyim.”

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.